Zorla – Aziz Nesin

gelin canlar

AZİZ NESİN ZORLA by Lars van de Goor

Kendiliğimden şiir yazmadım
Şiir yazdırttı kendini
Hiçbir seviyi ben bırakmadım
Seviler bıraktırttı kendini

Kaçmadığıma bakmayın siz
Döğüştümse namus deyip
Hiçbir kavgayı ben çıkarmadım
Kavgaya zorladılar beni

Bu amansız yarışa kendim girmedim
Soluk soluğa yarışta buldum kendimi
Gönüllü katılmadım hiçbirine
İstesem istemesem her yarışa kattılar beni

Biliyorum ki yazılan artık yaşanmaz
Ben yazmak istemedim
Yaşamak istedim sevgimi
Kendileri yazdırttılar kendilerini

Aziz Nesin
1980
-Bütün Şiirleri 1-

(c) Lars van de Goor

View original post

Advertisements

ÜÇ KITA – Bojidar Bojilov

gelin canlar

BOJİDAR BOJİLOV ÜÇ KITA

Yakıcı yeli bekler gibi yaprak,
Tıpkı otun yağmur bekleyişi gibi
Bekliyordum seni, sabırla,
Ama tarlalarda, dikenli çavdarın yanında değil.

Her dakikanın sensiz geçtiği
O tramvay durağında,
Bana ne kırlardan, çavdarlardan,
Benim baharım yanıbaşımda.

Kentlinin budadığı ağaçta,
Tüm çiçeklerde, pazarlarda satılan.
Taa boz renkli parkelere kadar
Ve sen geliyorsun, baharı taşıyarak!

Bojidar Bojilov
(1923 – )Bulgaristan
– Dünya Şiir Antolojisi 1.-

Çeviri: Özdemir İnce

View original post

KERVAN – Oktay Rifat

gelin canlar

OKTAY RİFAT KERVAN

Hepimizin ağzımız burnumuz var
Hepimizin aklı
Apaçık ortada işte
O haksız bu haklı

Biz yaya kalmışız bu kervanda
Beyler paşalar atlı
Dökülmüşüz yollara çoluk çocuk
Kimisi kel kimisi bitli

Bu toprak eski toprak dost toprak
Tarlalar bereketli
Bıngıl bıngıl çayırlarda kuzular
Danalar etli

Bize gelince işler çapan hemşerim
İncirim yenmiyor sütlü
Taş gibi mübarek kara somun
Kirazlar kurtlu

Amanın bu ne biçim tecelli
Dostlar neden bu ikilik
neden neden neden
İnsan dertli oluyor dertli

Geberin diyor şeytan
İşiniz ne bu dünyada
Yağma yok kör şeytan
Yaşamak tatlı.

Oktay Rifat
– Aşağı Yukarı-

View original post

DİLEĞİMDİR

DİLEĞİMDİR

Doğanın güzelliklerini özümse, bir tablo yap da duvarına as
Uğramaz o zaman semtine ne keder ne de yas
Başının üstünde taşı eşini dostunu
Onlar öyle ak pak eder ki benliğini
Kalmaz gönül evinde hiç kir ve pas…
Rabbena hep bana, deme;
İçtiğin mutluluk şerbetinden bize de ver bir tas
Aman yaş tahtaya basma da kaç yaşına basarsan bas!

Devrik Tuval – R. Ezgi Çakıroğlu

gelin canlar

Devrik Tuval - R. Ezgi Çakıroğlu

incecik bir gölge, bedenin;
hüzün kokan bir akşamüstüne iliştirilmiş
batmak üzere olan bir kırmızı küreden
ateş lekeleri saçılmış eteklerine (ressam öyle çizmiş)
ve bir rüzgar geçmiş
çukurlarda biriktirilmiş anıların içinden

bir yağmur yağmış
gökkuşağını yansıtmış gözlerin zaman çizgisinden dışarı
kanatsız kuğuların aryası başlamış ağırdan
ve perde ardından bir gölge (senin miymiş?)
geçip aynanın karşısına
üzerine bir bir hüzünler denemiş
yüzünü örtmüş kızıl bir şapka

birbirine karışmış boyaların arasında
düş kaybından ölü bulunan; gözlerinmiş…

R. Ezgi Çakıroğlu
-Andız D. Sayı 1.-

View original post

AŞKA BENZESİN DİYE – Haydar Ergülen

gelin canlar

HAYDAR ERGÜLEN  AŞKA BENZESİN DİYE

sevecen bir el dolaştı
sessiz bir düş gibi gece boyu
mutfaktan balkona ordan kapıya
bütün gün işle savaştı

şimdi gecenin içinde
sevimli bir yolcunun yüreği geziniyor
kitapların açılmamış sayfalarına
bilinmedik serüvenler gizliyor

yorgun gölgesi uzanıyor yanıma
unutulmuş bir ıslık gibi ağzında
sevinci yitirmiş kedere konuk
yarım kalan şarkılar birikiyor

ah erkenden iniyor erkenden
geceden armağan dalgın uykusu
gözkapaklarına dokunuyor çocuğun
karlar içinde bir düş getiriyor

sevgilinin sesi midir kar değince üşüyen
ya da bir düş inceliği dokununca eriyen
sesin düşün ve karların içinden
aşka benzer bir duygu yükseliyor

Haydar Ergülen
1979
-Tarih-Öncesi Şiirler/nar-

View original post

ŞARKISIZ SOKAKLAR – Arife Kalender

gelin canlar

ARİFE KALENDER ŞARKISIZ SOKAKLAR Jessica Jenney

-I-
Gecenin karanlığını ışıklarla çizen
bir uçağın götürdüğü yerde
beni bekleyen kim
ağzımın tadı, tuzum
sızım kim, beni yola dönüştüren

kanatlarım yolundu çıpınmaktan
aklıma seni takıyorum zaman uzuyor
zehrini bekleten akrep gibi ateşimi yokluyorum
aşktan başkası yoktur, aşktan başkası yoktur
ölüme silah çeken

tam da beynimin dört yanı güneşliyken
gülümserken bendeki sana
tam yüksek sesle şarkı söyleyecekken
Tanrım, bu ne kadar duvar
örmüşler içine gömülmüşüm
örmüşüm
içimde kalmış dışarıdakiler

-II-
Duvar, tuğla çimento mala usta
kiminle kimin arasında
hangi kalemin çizdiği yırtılmaz kâğıtta
onlar ile ötekiler

uçaklar geceyi nereye götürdü az önce
aklımın penceresinde uyuyakalmışım
düşümde düşüyorum ve sonra birden
her ses bir duvar, her ses duvar
karanlıkta kımıltısız duruyor
sevincini devlere yediren evler

balkon sohbetleri, sokağın çocukları
bayram öldü, barışamıyor küsler
arkası yarın diye diye tükettiğimiz
ömrümüzün yurdu yoruldu
duvara çarpıp geri dönüyoruz
üstümüzde parçalanmış gökler

Arife Kalender
-Gece Islıkları-

(c) Jessica Jenney ..

View original post

GEZGİN – Ayten Mutlu

gelin canlar

AYTEN MUTLU GEZGİN

—bir uzun deniz gibi yüreğimde gezinen
gözlerinden ruhuma yelken açarken gizem—

gezginimsin
aşk ülkesi savruk bıçak yazından
kayaların ağzından sulara uzanan dil
saklı badem ağacı ilk gençliğimden kalan
gardaki son trene salladığım ak mendil

sen, gezginim
kanadımda yanık fırtına izi
ışıklarda yitirdiğim kör şehir
batık kayıklarımın kuşatılmış denizi
baldıran tasından içtiğim iksir

ah gezginim
ateşin yorulmayan dansı gecede
yastığımda parlayan Samanyolu
duraksız koştuğum çizgilerinde
nefesimde ak güvercin soluğu

ah gezginim, benim eski gezginim
uykusuz bir su gibi içimde gezdirdiğim

Ayten Mutlu
-Denize Doğru-

View original post

HUU KOMŞU!!

HU KOMŞU!

Yazıma başlamadan önce Dünya Komşuluk Gününüzü kutlamak istiyorum. “O da nereden çıktı?” dediğinizi duyar gibiyim. Şaka etmiyorum. Böyle bir gün varmış. Benim de takvim yaprağını okuyunca haberim oldu. “Komşuluk çoktan öldü, nesini kutlayacağımız?” mı diyorsunuz… Böyle diyeceğinize komşunuzun halini hatırını sorun en azından. Tencerelerinde et mi yoksa dert mi kaynıyor, öğrenin ve komşularınızla iyi geçinin.
Şimdi apartman komşuluğu var; kimsenin kesmeden haber yok. Komşu gezmeleri çoktan kalktı. Yolda görünce bile tanımıyor kimse birbirini. Tanısa bile tanımazlıktan geliyor.
Oysa eskiden öyle miydi ya? Herkes birbirinin yardımına koşar, derdine çare bulmaya çalışırdı. Komşu hakkı diye bir şey vardı. “Komşuda pişer, bize de düşer” derdi akrabadan ileri, arkadaştan yakın komşular ve pişirdikleri kurabiyelerden, böreklerden “kokmuştur” diye getiriverirlerdi. Kimse kimseyi küçümsemez, komşu komşunun külüne muhtaçtır, diye düşünür; Evde ekmek, şeker, kahve, çay gibi gıdalar kalmamışsa komşusundan ödünç isterdi.
Kül dedim de aklıma geldi. Bir bilgin dede varmış. Gece gündüz okuduğu için bilmediği şey yokmuş. Bir gün komşunun kızı kapıyı çalmış, dededen mangalındaki közlerden verip vermeyeceğini sormuş. Dede, “Veririm ama kızım, elinde közleri koyacak kap falan yok. Nasıl götüreceksin?” diye sormuş. Kız gülümseyerek ellerini açmış, “Avucuma mangaldaki küllerden biraz koyun, üstüne de birkaç köz yerleştirin” demiş.
Dede denilenleri yapmış. Kız da eli yanmadan közleri alıp gitmiş.
Bilgin kendi kendine, “Şu işe bak be, demiş. O kadar okudum ama şu kızın düşündüğü şeyi düşünemedim. Demek ki her şey okumakla olmuyor. Hayat bilgisi de gerek.”
Komşu kızı deyip geçme. Neler öğretir insana onlar. Gençler ilk aşklarını komşu kızlarıyla yaşarlar. Komşunun tavuğu komşuya kaz göründüğü için delikanlıların gözü komşu kızından başkasını görmez, kendisiyle konuşabilmek için her çareye başvururlar. Birbirlerini sık sık görebildikleri için aşk ateşleri sönmek bilmez, peşlerinde gezer dururlar…
Komşunun oğlu komşu kızına âşık olmuş ama ona derdini bir türlü anlatamıyormuş. Yolda konuşmaya kalksa konum komşu ne der, şu terbiyesize bak, komşu kızını koruyacağına ona asılıyor diye düşünür, rezil olurum, diye düşünüyormuş…
Derken günün birinde her şeyi göze almış ve komşu kızına bir mektup yazmış. Mektubunda onu ne kadar sevdiğini anlatmış. “Gece gündüz seni düşünüyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Bana bir yol göster” demiş. Altına şu maniyi yazmış:
“Sen kibritsin ben ateş
Kalbime doğan güneş
Ne dersin olalım mı
Ben sana sen bana eş”
Bir süre sonra kızdan kısa ve öz, manili bir yanıt gelmiş:
“Gel bir ateş yakalım
Keyfimize bakalım
Düşünmekle baş olmaz
Sarılalım yatalım”
Komşular arasında hep iyi, güzel şeyler olmaz. Kıskançlıklar, çekememezlikler, kavgalar da olur. Meraklı komşular komşularına gidip gelenleri izlerler, pencereden girip çıkanları kontrol eder, tahminler yürütürler. Başlarına bir şey gelse sevinirler, bayram ederler. Zengin komşu yoksul komşusunu küçümser, yoksul, zengin komşu hakkında dedikodu eder. Özellikle haset kişiler komşularının kusurlarını bulmak için çalışırlar.
İşte böyle bir kadın pencereden komşusunun bahçesinde ipe serili çamaşırlara bakıp dudak büküyor, kocasına, “Şuna bak, hiç de iyi yıkamamış” diyormuş.
Kocası hiç sesini çıkarmamış. Ertesi günü, karısına, “Şu çamaşırlara bir daha bak bakalım” demiş. Kadının gözleri fal taşı gibi açılmış, “Biri kendisini uyarmış galiba. Çamaşırlar tertemiz olmuş” demiş. Kocası bıyık altında gülerek şöyle demiş:
“Aslında çamaşırlarda bir değişiklik yok. Penceremiz kirliymiş.”
Ya işte böyle! Komşularımıza iyi bakalım ki onlar da bize öyle baksınlar.
“Komşusu aç yatan bizden değildir” diyor atalarımız.
Kediler, köpekler aç diye üzülenler biraz da komşularımız aç mı tok mu diye düşünmelidirler. Hayvanlara iyi davranmalıyız ama insanları, hele komşularımızı ilgi ve sevgimizle onurlandırmalı, bütün canlılara insanlığımızı, insancıllığımızı göstermeliyiz.
Hu komşu orada mısın? Ses ver de bileyim orada olduğunu.