Güzellik Nerededir?

Güzelliği bulmak için tüm dünyayı dolaşsak da;
Onu içimizde taşımıyorsak asla bulamayız.
(Ralph Waldo Emerson)

Advertisements

DAVA!!

Dar gelirli, bol giderli olduğu belli olan yoksul giyimli ve yılgın bakışlı bir kişi yazıhaneden içeri çekinerek girdi. Karşısına çıkan avukata kendisine bir şey danışmak istediğini söyledi. Avukat, “Konu nedir?” diye sorunca kekeleyerek “işkence” dedi.
“Hapiste mi işkence gördünüz?”
“Hayır, Etliye sütlüye karışmayan, suya sabuna dokunmayan bir vatandaşım ben. Hapishanenin yanından bile geçmiş değilim.”
“O zaman, karakolda işkence ettiler size.”
“O da değil beyim. Yasalara harfiyen uyan bir vatandaşım. Karakolun yerini bile bilmem. Bu yaşıma kadar tanık olarak dahi karakola düşmedim.”
Avukat dudak bükerek adamın yüzüne baktı:
“Öyleyse nerede gördünüz bu işkenceyi? Merak ettim. Anlatın bakalım” dedi.
Adam içini çekerek söze başladı:
“Her gün, her yerde işkence ediyorlar bana, benim gibilere. En büyük işkenceyi politikacılardan görüyoruz. Muhalefette doğru söylüyorlar ama iktidara geçince şaşıyorlar. Verdikleri sözleri tutmuyor; umduğumuz dağlara kar yağdırıyorlar. Sorunlarımıza çözüm arayacakları yerde birbirleriyle kavga ediyor, çekişiyorlar. Enflasyon düştü diyorlar alay eder gibi ama her gün zam yapılıyor yiyecek içeceklere. Havanda su dövdükleri yetmemiş gibi, nutuk atarak, her yeri güllük gülistanlık göstererek bizi kandırıyorlar. Güller onların oluyor, dikenleri bize batıyor. Kafa ütüledikleri yetmemiş gibi bir de lafla peynir gemisi yürütüyorlar. Evet, yürütüyorlar efendim, yürütüyorlar…”
Avukat bir şey diyecek oldu, adam bir el hareketiyle onu susturdu:
“Daha söyleyeceklerim bitmedi. Dinleyin hepsini de ona göre konuşun” diyerek sözlerini sürdürdü. “Ben sporu çok severim. Nafakamdan kesip maçlara gidiyorum, hep hayal kırıklığına uğruyorum. O kadar eziyet çekiyoruz ama güzel bir oyun yerine kör dövüşü seyrediyoruz. Milyarlık topçular bize keçiboynuzu çiğnetiyorlar. Stadyumlarda toplu işkence yapılıyor seyircilere. Zevk alamıyoruz oynanan oyunlardan. Kahroluyoruz!”
“Haklısınız ama elden ne gelir. Suç onlarda değil, Böylelerine yüz verenlerde.”
“Belki düzelirler diyor, sabrediyoruz ama sonuç sıfır. Neyse, bir başka şikâyetim de medyadan. Bizim sesimiz, gözümüz, kulağımız olacakları yerde magazin yıldızlarının rezaletlerine, çıplak fotoğraflarına yer veriyorlar sayfalarında, ekranlarında. Felaket ve kaza haberleriyle, politikacıların incir çekirdeğini doldurmayan demeçleriyle içimizi karartıyorlar.”
Adam susunca avukat:
“Söyleyecekleriniz bitti mi?” diye sordu.
“Evet, bitti sayılır” dedi adam. “Aslında söyleyecek sözüm çok ama…”
“Haklısınız bu yakınmalarınızda” diye konuştu avukat. “Haklısınız ama benim bu konuda yapacak bir şeyim yok ki, niye anlattınız bunları bana?”
“Artık sabrım taştı” diye bağırdı adam. “Başımıza bu dertleri saran ilgilileri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikâyet etmek, haklarında dava açmak istiyorum. Bana bu konuda yardımcı olursanız sevinirim.”
Avukat acı bir gülüşle adamın yüzüne baktı. Ne diyeceğini bilemedi.

TÜM YAZILARI>>>

İlgili Aramalar: Erhan Tığlı, Manyak Olmak Dava, Erhan Tığlı Dava, Erhan Tığlı Yazarlarımız, Erhan Tığlı Edebiyat Yuvası, Erhan Tığlı yazıları, Erhan Tığlı yazılarını oku, Erhan Tığlı oku, Erhan Tığlı kitapları

Paylaş:

EtiketlerERHAN TIĞLI ERHAN TIĞLI YAZILARI

ÖncekiGençtik, Güzeldik!

SonrakiTürk Edebiyatından Sinemaya İzle

Benzer Yazılar

HUZURA DAİR

Bir Yudum Deniz

Hayat canını sıkan olaylar topluluğundan ibaret gibidir. Yürürken insanlar, evdeyken duvarlar, saatin sesi; bazen de konuşurken sarfedilen boş teneke lakırdıları üstüne gelir. Umursamaz olduğunda rahatlık sandığın, aslında, şakaklarından içeriye doğru hucüm eden bastırma kuvvetinin spastik sancısı…

Niyetinin berraklığıyla aldığın abdesti kılacağın cuma namazıyla süslerken, Rabbine kavuşmanın hümasından içinde kopan mütevazi fırtınaları dizginliyorsun. Tesbihata müteakiben ‘Allah kabul etsin’ tebriklerinden anlıyorsun ki hala insanlığı cumadan cumaya da olsa yaşatan müminler var. Mutlu oluyorsun…
Gün içinde yapman gereken tuhaflıklarına fırsat doğmuşken, zamanı değerlendirmenin tetiklemesiyle yollara düşüyorsun. Aldığın mesafelerin sana pazarladığı ödevde, hallolmuş işler listesini, kabiliyet yıldızıyla bitirmenin duygusunu tadıyorsun şükürlerinde. Ne kadar yürüyen bir levazım deposunu andırsan da, güneşten gamzelenen gözlerinden anlaşılıyor hava serin olsa biraz daha gidebileceğin…

Evine geliyorsun dışardan salınan yorgunluğunla. Yollara karşı aldığın galibiyetinin kupasına sarılıyorsun. Saatin beşine bir kahve sığdırıyorsun. Kısık seste açtığın klasik müziğin deryasında seyreden sandalın, suyu yarıp geçerken, sudan çıkan ağlak köpüklerin şırıltısına sigara yakıyorsun. Yazmalıklarını…

View original post 82 more words

GÖNÜL…

GÖNÜL…

En büyük hac gönül almaktır
Yüz bin Kâbe’den daha iyidir
Alınan bir gönül
Çünkü Halil İbrahim yapmıştır KÂBE’yi
Gönül ise Allahın baktığı makamdır.
Mevlana
Bir kez gönül yıktınsa
Bu kıldığın namaz değil
Yunus Emre
**
Gönül ferman dinlemez
Gönül kimi severse güzel odur
İki gönül bir olursa samanlık seyran olur
**
Bahçelerde idrişah
Boyu uzun kendi şah
İki gönül bir olsa
Ayıramaz padişah
**
Geldim çeşme başına
Su içecek tası yok
Yıkma gönül evini
Yapacak ustası yok