FİLİZ…

FİLİZ…

 

            Resmi bir dairede işim vardı. Evraklarıma bakıp “Filiz hanıma gideceksiniz” dediler ve iki memurenin çalıştığı bir odayı gösterdiler. Kapının yanında gerçekten adı gibi filize benzeyen güzel bir kadın vardı. Pencerenin önündeki kadın da fena değildi ama öbürünün yanında gölgede kalıyordu. Filiz sandığım kadına yaklaştım, evraklarımı işaret ettim, “Filiz hanım, bu evraklara siz bakacakmışsınız” dedim. Kadın gülerek yüzüme baktı, “Filiz hanım ben değilim” diyerek beni öbür hanıma yönlendirdi. Kadına selam verdim, evraklarımı masasına koydum. Bana öfkeyle baktı, “Bugün çok işim var. Yarın gelin” diyerek evraklarımı itti. “İyi ama “ diye itiraz edecek oldum. “Yarın gelin, yarın” deyip başını önündeki kâğıtlara dikti. Çaresiz dışarı çıktım. Yapacak bir şey yoktu. Hizmetliye “Şu işe bak!” diye dert yandım. Hizmetli bıyık altından gülerek, “Filiz hanım diye halime hanıma başvurursan böyle olur. Bir daha dikkat et. Görünüşe aldanma” dedi.

            Kendi kendime, anne babalar çocuklarına ad koyarken iyice düşünmeli, söz gelişi adını filiz koyarsın, büyüyünce filizliği gider, adı kendisini yalanlar. Güler koyarsın somurtur durur, aslan koyarsın kedi kadar bile olamaz. Bir de bu işin tersini düşünelim. Anneannenin ya da babaannenin adını yaşatmak için Cevriye, Kadriye, Rukiye gibi adlar koyarsın, alay konusu olur ya da gençken yaşlı kadın sanılır, diye söylendim.

            Kadının beni unutması ve işi yokuşa sürmemesi için birkaç gün bekledim ve resmi daireye bir daha gittim. Bu sefer doğrudan doğruya filiz hanıma doğru yürüdüm, gülerek, “Filiz hanım, şu evraklarıma bir bakar mısınız acaba” dedim Yüzüme baktı, “Benim filiz hanım olduğumu nereden anladınız?” diye sordu. “Haliniz, tavrınız filiz olduğunuzu belli ediyor da ondan” dedim. Yüzünde güller açtı, evraklarımı hemen aldı. Üstüne bir şeyler yazdı, önündeki deftere kaydetti. “Tamam mı?” diye sordum. “Recai beyin de imzası gerekiyor ama kendisi üçüncü katta. Siz yorulmayın, oturun şöyle. Ben imzalatırım şimdi” diyerek hizmetliyi çağırdı, evraklarımı eline verdi, “Bunları çabuk imzalat getir hemen” dedi. Bir süre bekledim. Evraklarımın imzalandığını söyledi hizmetli. Filiz hanım gülerek, “İşiniz tamam, gidebilirsiniz” dedi. Teşekkür ederek elini sıktım. “Rica ederim, ne demek!” diye gülümsedi. “Bir daha işinizin olursa hiçbir yere uğramadan doğrudan doğruya bana gelin” dedi.

            İşte böyle… Sakın çocuğunuza gelişigüzel ad koymayın, bir de kimseye ön yargılı davranmayın; kadının adı filizdir ama görünüşü, fiziği filiz gibi değildir, adı halime olup kendisi filize benzeyebilir. Çocuğunuz yaşlanınca her şeyiyle adını yalanlayabilir…

ERHAN TIĞLI

[2]17102008112842_8762

LEYLALAR MECNUNLAR

LEYLALAR ve MECNUNLAR!

Sakın mecnuna özenme, mecnun olmaya kalkma delikanlı
Şimdiki Leylaların gözleri ekranda, elleri cep telefonunda
Akılları fikirleri bilgisayarda, televizyonda…
Güle bülbüle yer yok gönüllerinde!
Yani yandığınla kalırsın sevda çöllerinde.
Bir de tersi var bu işin:
Kendini sevdaya, sevdiğine adamak mecnunluk sayılıyor bu devirde
Ya da ateşi çabuk sönen mecnun(!) leylayı kaderiyle baş başa bırakıyor
Yeni bir sevdaya yelken açıyor…
***
Yel üfürdü su götürdü
Yerinde yeller esen o eski aşklar masal oldu
Bir zamanlar gözyaşı döktüren
Leyla ile Mecnun’un aşkı herkesi güldürdü…
Erhan Tığlı
09