KUŞLU POLİTİKA

KUŞLU POLİTİKA

 

Bir bilmecede kuş; “Uzaktan baktım pek çok, yanına vardım hiç yok” diye tanımlanıyor. Uzaktan pek çok görünen kuşlar, biz yanına vardığımızda uçtuklarından yok oluveriyorlar…

Bu bilmece bana politikacıları anımsattı. Onlar da seçim zamanı pek çokturlar, oyumuzu almak için yanımızdan, yöremizden hiç ayrılmazlar ama geçim zamanımızda birdenbire yok olur, kayıplara karışırlar. Öyleyse kendileri için “seçim zamanı pek çok, geçim zamanı hiç yok” diyebiliriz…

Ya iyi günümüzde pek çok sanıp aldandığımız; kötü günümüzde ise yok olan ve umduğumuz dağlara kar yağdıran sahte dostlara ne demeli?421210_352524434788301_166151263425620_1047222_1393235045_n

Advertisements

Halimeyi Samanlıkta Bastılar

HALİME

Halime adlı türküyle ününe ün katan ses sanatçısı o gece iyice coşmuştu. Oynak ve kıvrak şarkılar, türküler söylüyor, göbek atıyordu. Ama o kadar istendiği halde “Halime” türküsünü bir türlü söylemiyordu. Seyirciler alkışlayıp tempo tutarak bu türküyü söylemesi için ısrar ettiler. Oysa ses sanatçısı kendini naza çekiyor, “Halime de kimmiş? Böyle biriyle tanışmadım hiç” diye politik cevaplar veriyordu.

Sabrı taşan bir seyirci öfkeyle, “Nasıl söylersin tanışmadığını? Sırtından epey para kazandın be!” diye bağırdı.

Birkaç kişi yalvarırcasına, “Her zaman söyler, hatırımızı kırmazdın. Şimdi niye söylemiyorsun? Bizi reddetme ne olur!” dediler.

Şarkıcı gülerek, “ Gene de hatırınızı kırmak istemiyorum ama ne yapayım? Bu türkü hakkında müstehcenlik davası açıldı. Yarın ifade vermek için 3. Asliye Ceza Mahkemesine gideceğim. Şimdi okursam hoş kaçmaz. Belki de kızar yetkililer” diye konuştu.

Ateşli bir seyirci, “Oku, korkma, biz seni savunuruz!” deyince ve de bunu diğer seyirciler de onaylayıp destekleyince şarkıcı dayanamadı, “Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın be! Ne olursa olsun. Sizler için can feda!” deyip işveli hareketlerle türküye başladı:

“Halime’yi samanlıkta bastılar

Şalvarını gül dalına astılar

Aman aman gül pembe

Ne çok numaralar var bende!

Hovardalar girsin çıksın koynuna

Halime şey olmuş, günahı boynuna!

Halime’nin güneşe karşı odası

Aman odası, şipşak odası!

Ne odası? İş odası mı, hayır, dikiş odası!

Şey ederken piyastos etti kocası”

****

Mahkeme salonu çok kalabalıktı. Halime davasını duyan gelmişti. Hayatının sabah sekizde uyandığı sayılı günlerinden biriydi ama buna rağmen şarkıcımız dipdiriydi. Çevresine gülücükler yağdırıyor, öpücükler yollayıp imza dağıtıyordu. Mahkemenin vereceği karardan korkmuyordu. Nasıl olsa en iyi avukatlar savunacaktı kendisini. Fotoğrafçılara artistik pozlar veriyor, gazetecilerle gülerek konuşuyordu. Bu olay süksesini çoğaltacak, düşmanları ise hasetlerinden çatlayacaklardı… O bakımdan yargıcın karşısına şen şakrak çıktı, “Halime” yi ‘basiretle’ savundu. “Bu türkü ninemin ninesinin zamanından beri vardı. O yandan bu yana müstehcenliği yeni mi fark edildi?” dedi, konuştukça konuştu…

Sonunda amacına ulaştı, güleç bir yüzle ayrıldı mahkeme salonundan. “Halime”nin şerefini kurtarmıştı…

****

Çok üzgündü Halime. Verdiği yüklü başlık sayesinde kendisiyle evlenen yaşlı kocası bir türlü başarılı olamayınca kimsenin yüzüne bakamayacağı için evi terk etmişti. Nereye gittiği belli değildi. Aç, susuz kalan Halime ne yapacağını bilemedi. Eli böğründe kalakaldı.

Tam o sırada, eskiden beri onda gözü olan ve bir türlü peşini bırakmayan Recep Halime’yi samanlıkta kıstırdı. Bir eliyle şalvarını çıkarmaya çalışırken, öbür yandan ağzını kapatıyor, “Sakın bağırayım deme. Herkese rezil olursun. O ihtiyar bunağı da boşuna bekleme. Kasabada meyhanede içerken görmüşler. Aç susuz kalacağın düşünmeyen herif için yas tutmaya değmez. Benim olursan karnın doyar. Gül gibi bakarım sana, sarı liralar takarım boynuna. Senin için yanıp tutuşuyorum, anlasana!” diyerek onu kandırmaya çalışıyordu.

Yalvarıp yakardı Halime, “Etme, eyleme, adımı kötüye çıkarma!” dedi ama söz dinletemedi Recep hovardasına.

“İnadı bırak” diye bağırdı delikanlı. “Bağırırsan, gelenlere beni içeriye senin aldığını söylerim. O zaman yanar kül olursun. Adın çıkar dokuza, inmez sekize” diye onu tehdit etti.

Recep böyle deyince Halime sesini kesti. Böylece gül dalına asılıverdi şalvarı ve de hovardalar girip çıkmaya başladı koynuna. Köyde kötü kadın olarak anıldı adı, bire bin kattılar, yerin dibine soktular onu. Yosma oldu “günahı boynuna”…

****

Derken olanlar oldu. “Boynuzlu” olarak anılmaya daha fazla dayanamayan kocası köye geri geldi, eve damladı, Receple onu sarmaş dolaş yakaladı. Sonra… Sonrasını hatırlamıyordu Halime. Her yer kan içindeydi. Kocası yerde yatıyordu. Dedikodulara göre hovardasıyla bir olup kocayı öldürmüşlerdi. Dili tutulmuş gibiydi, ne sordularsa cevap vermedi, sustu, hep sustu. Fotoğrafçıları görünce nereye saklanacağını bilemedi. Gazetelerde “Kocasını sevgilisiyle bir olup öldüren canavar ruhlu kadın” diye resmi basıldı. Yargıcın karşısında süklüm püklüm durdu, hep önüne baktı. Yer yarılsa içine girecekti…

Sonunda “sükût ikrardan gelir” denilerek hapse mahkûm edildi. Seyircilerin yuhları arasında yıllarca çürüyeceği zindana atıldı. Gözleri kapkaranlıktı, umudu gibi..

*************4

GÜNEŞ DOĞACAK

GÜNEŞ DOĞACAK

 

İçimdeki yıldızları kara bulutlar çalıyor

Çoktandır rengini unuttuğum karanlık

Gök ekinimi biçiyor

Fırtınalar uçuruyor gönlümdeki meltemi

Acının ordusu cebren ve hile

Mutluluğumun kalelerini zaptediyor

Söküyor çiçeklerimi

Dallarımı kırıyor…

***

Özlem ülkesine gitmek istiyorum

Otobüslerde yer bulamıyorum

Uçaklar dolu trenler rötarlı…

Gitsem hüznün hüküm sürmediği

İnsanın insanı söndürmediği bir yere

Ama yollar geçit vermiyor

Dalgalar azmış

Umut kaptan meyhanede sızmış

Tayfalar dört bir yana dağılmış…

Çaresizliğin çivisiyle çakılıyorum

Cellat yalnızlığın hain ellerine…

***

Biliyorum seziyorum duyuyorum

Bir yerlerde sabah oluyor

O sabah buralarda da olacak

Yakın hem de çok yakın

Başlayacak aydınlığa doludizgin bir akın

Ve de yepyeni bir güneş doğacak!

ERHAN TIĞLI

377798_320783167962428_166151263425620_970561_614912547_n