Çetin Altan’dan Seçmeler

ÇETİN ALTAN’DAN ESPRİLER ve FIKRALAR

Şeytanın Gör Dediği- Milliyet Gazetesi-

Genç bir çift, yeni taşındıkları bir evde kahvaltılarını yaparlarken, karşıda da bir komşu, yıkadığı çamaşırları asıyormuş balkona. Genç kadın, kocasına: “Bak karşıda asılan çamaşırlar yeterince temiz değil. Kim yıkadıysa becerememiş yıkamasını” demiş.

Taze koca ise, hiç sesini çıkarmadan devam etmiş kahvaltısına.

Genç kadın, karşısındaki komşu ne zaman balkona çamaşır assa aynı eleştiriyi yapıyormuş…

Bir sabah kadın, kocasıyla kahvaltı ederken: “Nihayet, demiş; bu sabah karşıda asılan çamaşırlar temiz. Sonunda öğrendiler çamaşırları temiz yıkamasını.”

Kocası gülümsemiş: “Ben bu sabah erken kalkıp, penceremizi sildim” demiş.

Bektaşi Babası’nı içki içerken yakalamışlar: “Saçından sakalından utan; günaha girmeye utanmıyor musun,” demişler.

Bektaşi Babası da: “Kuran’da, demiş; şarabın katresi(damlası) haramdır, diye yazıyor.”

Sonra da küçük parmağını önündeki şarap kadehinin içine sokarak, parmağının ucunda kalan damlayı dışarı fiskelemiş ve: “İşte ben de, o haram damlayı dışarı atıyor, gerisini içiyorum.”

*****

Bir İngiliz’e sormuşlar, “Sizde erkeklik organına kibarca ne denir?” diye.

“Centilmen denir” demiş.

“Neden?”

“Kadınları görüce ayağa kalkar da ondan.”

Bir Fransız’a da sormuşlar aynı soruyu.

“Perde denir” demiş.

“Neden?”

“Oyun bitince iner de ondan.”

Bir Bolşevik’e de sormuşlar erkeklik organının adını.

“Partizan denir” demiş.

“Neden?”

“Önden mi, arkadan mı saldıracağı belli olmaz da ondan.”

Bir İranlıya da tekrarlamışlar aynı soruyu.

“Kalleş denir” diye cevap vermiş.

“Neden?”

“Daima arkadan saldırır da ondan.”

Bir Türk ise bu soruya şöyle karşılık vermiş:

“Bizde şef denir ona.”

“Neden?”

“Bizi o idare eder çünkü…”

******

Sirklerdeki alsala kaplan terbiyecileri; o yırtıcı hayvanlarla aynı kafesin içinde, ellerindeki kırbacı şöyle havada bir şaklattılar mı; aslan da, kaplan da çevresi alevli bir çemberin içinden atlayarak geçiveriyorlar… Nasıl oluyor da sirk terbiyecileri; aslanlarla kaplanları öyle muma çeviriyorlar?

Temel kural, aslanlarla kaplanların kendi gerçek güçlerinin farkına varmasını engellemek…

******

Bir gün İsviçreli şakacı bir dostum: “Sen, demişti; şayet marki, kont, baron türü bir aristokrat olsaydın, şatonun giriş kapısının üstüne, bir top söz olarak ne yazardın?”

Ben de gülmüş: “Alçak olmadan, ahmak olmadan, diye yazardım” demiştim.

İsviçreli dostum, şakacılığı bırakmış: Uygulaması zor bir iddia” demişti.

Bu sabah aklıma şöyle bir takıldı: “Kendi uğraş alanımda çocuklarıma layık olabildim mi?” diye. Hayatı hak etmek de, kendi uğraş alanında çocuklarına layık olmakla mümkün.

“Alçak olmadan, ahmak olmadan hayatı hak etmeye çalışmak; kendi uğraş alanına ve dolayısıyla da çocuklarına layık olmaya, bir ömür çaba harcamakla mümkün galiba…

۳ ه-.ش. - 1

ADALET, EVİNE DÖN!

ADALET EVİNE DÖN!

Sen gittin gideli ne yapacağımızı şaşırdık, dengemiz bozuldu, terazimiz eskisi gibi doğruyu iyiyi güzeli göstermez oldu. Cüzdanlılar arabalarını kolayca dağdan aşırırlarken vicdanımız seni bulmak için yayan yapıldak yollara düştü ama kötülerin engellerini aşamadı, sırtüstü yere düştü, bir türlü ayağa kalkamadı. Yardımına koşan da olmadı…

Ne olur evine dön adalet!

Sen yoksun diye herkes bildiğini okuyor, sadece ben haklıyım deyip birbirlerini suçluyor. İnsaf, merhamet, ayıp, günah gibi duygular yerlerde sürünüyor; sevgi, dostluk, hoşgörü çıkarcıların, dalkavukların ayakları altında eziliyor. Ne olursa olsun aldıran yok!

Niye sesin soluğun çıkmıyor adalet; yoksa organ mafyasının eline düştün de dalağını, ciğerini politika cambazlarına mı kaptırdın?

Evine dön adalet, evine!

“Saraylara layıksın” diyenlere sakın aldırma, kanma, siyasete alet olma, onların tatlı vaatlerine inanma ve tarafsızlıktan ayrılma da mahkemeye işimiz düştüğünde yargıç bizden mi, onlardan mı, paralelci- cemaatçi mi, cüzdanla vicdanı arasına sıkışmış mı deyip kuşkulanmayalım, korkmayalım. Her zaman, her yerde göğsümüzü gere gere dolaşalım.

Hadi ne olur aramıza dön de; paramıza, torpilimize, amcamıza, dayımıza değil, sana güvenelim, sana sığınalım, geleceğe umutla bakalım.

Erhan TIĞLI4 02 2014 - 1