Bunu yiyen ölmez! – Fırında ev yoğurdu nasıl yapılır?-

Yoğurt koydum dolaba
bugün başım kalaba
seni doğuran ana
olsun bana kaynana

A Blog Daire 6

Yoğurt Türklerin icadıdır ve kefir gibi, insanın ömrünü uzattığı da bir gerçektir..  Her yoğurt bir başka yoğurttan mayalanmak zorunda olduğundan, bu iş biraz kafa karıştırıcı aslında. En ilk yoğurt nasıl bulundu onu kimse tahmin edemiyor..

*-*

Ben küçükken bir komşumuz vardı. İştahı da yerindeydi.. Bir defasında ufak bir satıl yoğurdun başına oturmuş, kaşığı almış eline, “bunu yiyen ölmez, bunu yiyen ölmez” diye diye bitirmiş hepsini..

Allah rahmet eylesin öldü gitti yazık, ama yoğurtsever bir insandı. Ben iki haftadır yoğurt yapıyorum da, aklıma geldi şimdi.. Rahmet istedi demek ki..

Annem de anneannem de evde yoğurt mayalarlardı. Süt ılıtılır filan, tencereye mayalanır, ağzı kapanır, battaniyelerle filan kaloriferin dibine yuva yapılır ki bütün gece ılık kalsın. Bazen tutmazdı.. :)) Olur öyle..

Biz Y kuşağı burun kıvırdık, marketlerde boy boy renk renk yoort varken, evde yoğurt mu yapılırmış? Hele ki taze anneler yogurt makineleri aldılar, bir heves ya yaptılar ya yapmadılar bir iki, sonra…

View original post 375 more words

T-UZAK

T_UZAK

Tilkiler tuzağa düşürüyor gerçekleri

Çakallara yem oluyor doğrular

Ve gittikçe artıyor borsada

Yalanın değeri…

Çoktan sararıp soldu

Sevginin dostluğun çiçekleri

Dinmek bilmiyor

Umduğumuz dağlardaki kar

Hiç inmiyor sırtımızdan

Eşeğin semeri

Erhan TIĞLI

**********

Efendi Olmak…

EFENDİ OLMAK

Biri bizi çağırdığında “efendim” deriz, garsonlar kılığı kıyafeti düzgün müşterilerini “Buyurun efendim” diye karşılarlar. Biri övülürken “çok efendi adam” denilir. Bir zamanlar “efendim” siz konuşmayan, nazik ve kibar İstanbul efendilerine rastlardık, Artık hepsi de kayıplara karıştı… Anadolu’nun kimi yerlerinde kadınlar kocalarından söz ederlerken “efendim” derler. Bir türküde şöyle deniliyor:

“Zeytinyağlı yiyemem aman/ Basma da fistan giyemem aman/ Senin gibi cahile ben efendim diyemem aman!

Eskiden Babıâli’de kalem efendileri bulunurdu. Bir sözü anlamadığımız zaman “efendim?” diye sorduğumuzda “efendin kalem odasında!” diye dalga geçerler bu olayı anımsatarak ya da “efendiliği kim kaybetti de sen buldun?” diye alay ederler. Politikacı, devleti ve halkı soyan işadamı, mafya ve çete üyeleri ‘zengin olmanın birlikteliğinde’ buluşunca, bütün kutsal değerler sıfırlanıyor; efendimiz para oluyor, Ali Naili Erdem’e göre. Soner Yalçın “Efendi” adlı eserinde şu Balkan atasözüne yer verir: “Kardeşe kardeş gibi davranmayan, bir yabancıya efendi demek zorunda kalır.”

Gelin şimdi de efendi sözcüğü nereden çıkmış, kime efendi denir, ona göz atalım biraz. Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, kitabında şöyle yazıyor: “Kelimenin aslı, eski Yunanca’da ‘authantes’, Rum telaffuzuyla ‘aftendis’ tir. Başlangıçta mutlak hakim demek veya bir kölenin ya da cariyenin sahibi olan kimse demekti. Eskiden ‘efendi’ kelimesi Türkçe ‘çelebi’ kelimesiyle yan yana ve onun yerine kullanılmış, daha sonra, okuma hayatında yükselmiş, ‘ilim ve irfan sahibi olmuşlara’ efendi denmiştir.

Demokrasi, efendiler ve kölelerin olmadığı, kimsenin kimseye efendi ya da köle gibi bakmadığı bir rejimdir. Abraham Lincoln bu konuda, “Ben köle olmak istemediğim gibi, efendi de olmak istemem. Benim demokrasi anlayışım budur. Bunun dışında her şey, ne kadar az değişik olursa olsun, demokrasi değildir” diyor.

William Lionpheles’e göre efendilik için son sınav; “Kendisine hiçbir çıkar sağlamayacak insanlara karşı da saygıda kusur etmemektir.”

Balzac şu öğüdü veriyor: “Bilginin efendisi olmak için, çalışmanın kölesi olmalısın.”

Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Dışarıdan Gazel” şiirinde acı bir gerçeği bakın ne diyor:

“Ne olmuş, ne yapmışlar bize?

Nasıl bağlanmış elimiz, kolumuz.

Böyle giderse biline hep

Mustafa Kemal’le bile yokuz.

De yüreğim nice yanarsa yansın,

Efendilerin yüreği buz.”

Halet efendi, Moralı Osman Efendi’yi kıskanır, onu makamından azlettirir, rütbesini aldırır, kendisiyle uğraşmaktan zevk alırdı. Ama Osman Efendi, bayramlarda ziyaretine geldiği zaman merdiven başında karşılar, çok saygı gösterirdi. Niye böyle yaptığını soranlara şöyle dedi: “Evet, ben bu adamı sevmem. Rütbesini, mansıbını, malını aldım ama üzerinde öyle bir efendilik var ki, onu alamıyorum işte!”

Asıl efendilik çalışmak, kimseye hakaret etmemek, ağırbaşlı ve nazik olmaktır ama bizde genellikle para babası, iyi giyimli kişiler itibar görürler, bey, beyefendi diye anılırlar…

Atatürk, “Köylü milletin efendisidir” diyerek efendiliğin çalışmak, üretmek olduğunu vurgulamıştır. Millete hizmet etmeleri gereken kimi makam sahipleri ise efendi değil, vatandaşlara hizmet etmekle yükümlü olduklarını pek kabul edemezler…

Bir de “evet efendim” ciler vardır. Kendilerinden üstün kişilere boyun eğerler de karılarına, aşağı tabakadan kişilere efendilik taslarlar, eziyet ederler…

Ya şu çelişkiye ne demeli: Hırçın kişilere, efendi ol, efendilik sende kalsın, onunla bununla dalaşma, diye öğüt veririz de, hizmetlileri çağırırken alay eder gibi ve küçümsercesine, “Hasan Efendi”, “Ali Efendi” diye sesleniriz, onları beyliğe layık görmeyiz.

Bernard  Shaw, “köleliklerin en kötüsü efendiliktir” diyor. Para iyi bir uşak, kötü bir efendidir. Sevgililer kalbimizin efendisi olarak nitelendirilir. Bir Türk filminin adı “Kalbimin Efendisi” adını taşıyor. Şimdi de “Yüzüklerin Efendisi” var…

Divan edebiyatında sevgililer efendi, sultan, âşıklar ise kul köledirler. Nedim bakın ne diyor bu konuda: “Dövülmeye sövülmeye kovulmaya billah/ Hep kailim amma ki efendim senin olsam”… Bir başka şiirinde ise sevgilisine, “Gözüm canım efendim devletli sultanım” diye sesleniyor. Osmanlılarda efendilik bir özelliktir: Ahmet Mithat Efendi, Dede Efendi gibi. Efendi kişilere “çelebi” de denir: Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi… Ahmet Mithat Efendi, “Felatun Beyle Rakım Efendi” adlı romanında efendiyle beyi karşılaştırır, efendiden yana tavır koyar. Felatun Bey, Batı hayranı, züppe bir kişidir, hiçbir işte başarılı olamaz, alay edilir. Rakım Efendi ise hesabını kitabını bilen, batıyı körü körüne taklit etmeyen, aklı başında bir kişidir, her zaman ve her yerde başarılı olur, sevilir sayılır…

Atatürk, nutuklarında milletvekillerine “efendiler” diye seslenmiş ve insanlık özelliklerini yitirmemiş kişilerin başlarına isteyerek yabancı bir efendi getirmek istemelerinin olanaksız olduğunu belirtmiştir. Günümüzde Amerika dünyanın efendisi gibi davranıyor ve çoğu insanlar(!) buna hiç ses çıkarmadıkları gibi kayıtsız şartsız itaat ediyorlar efendilerine.

Bencillikten, çıkarcılıktan ne kadar uzaklaşırsa kişi; efendiliğe, beyliğe o kadar yakınlaşır, sevilir sayılır ve de insan olmanın mutluluğuna ulaşır.

Erhan TIĞLI

***********

Gül Kadar Olamıyoruz

GÜL KADAR OLAMIYORUZ

Dikenleri gülün hoyrat bir elle koparılmasını engelleyemez

Ama gene de her bahar çiçek açar

Güldürür yüzümüzü, neşe saçar gülümüz

Bu güzellikle bülbül olur gönlümüz

Oysa biz en ufak bir dertle

Karamsarlığa bürünürüz

Ezilir büzülür, yerlerde sürünürüz…

Gül kadar olamıyoruz

Derya içindeyiz

Deryaya dalamıyoruz!

Cennet ve Cehennem

Okuyana cennete gidiyor ya da cennete gitmenin yolunu öğreniyor…

erhanca

CENNETLİ CEHENNEMLİ SÖZLER

Memleket pişkinler cenneti oldu

Çiğler pişsin diye cehenneme sokuldu!

**

Cehennemde yansın bu dilim

Bir yemin ettim, dönemem

Kayahan

Cehennemde yansın bu elim

Nasıl oy verdim, bilemem!

Vatandaş

**

Paracı birine, cehenneme gider misin, diye sormuşlar;

“Maaş kaça?” demiş…

**

Boşboğazı cehenneme atmışlar; “Odunlar yaş” diye bağırmış…

**

Nerde hukuk yoksa orada cehennem vardır. Çetin Altan

**

Vicdanlar konuşmasa

Ağlayanları duymasa

Herkes birbirini yerdi

Cehennemden korkmasa

Erhan Tığlı

**

Politikacının vaatlerine inanırsan

Cennette yaşayacağını sanırsın

Ama yanılıp da iktidara taşırsan

Cehennem nasılmış anlarsın!

**

Cehennem güzelle benim cennetimdir.

Muhammet El Halidi

Güzelsiz cennet ise cinnetimdir. (Erhan Tığlı)

**

Dayak cennetten çıkmaymış

İyi bir şey olsaydı oradan çıkar mıydı?

**

Varsa paran pulun; cennete uzanır kolun

Yoksa para pulun; cehenneme kadar yolun!

**

Aşk, cennetin dilinden bize kalan tek anıdır.

Bulon

**

Her sevdiğimiz şey cennetten bir parçadır.

Novalis

**

Cehennemde kral olmak, cennette uşaklık etmekten iyidir.

  1. Milton

View original post 77 more words

Cennet ve Cehennem

CENNETLİ CEHENNEMLİ SÖZLER

Memleket pişkinler cenneti oldu

Çiğler pişsin diye cehenneme sokuldu!

**

Cehennemde yansın bu dilim

Bir yemin ettim, dönemem

Kayahan

Cehennemde yansın bu elim

Nasıl oy verdim, bilemem!

Vatandaş

**

Paracı birine, cehenneme gider misin, diye sormuşlar;

“Maaş kaça?” demiş…

**

Boşboğazı cehenneme atmışlar; “Odunlar yaş” diye bağırmış…

**

Nerde hukuk yoksa orada cehennem vardır. Çetin Altan

**

Vicdanlar konuşmasa

Ağlayanları duymasa

Herkes birbirini yerdi

Cehennemden korkmasa

Erhan Tığlı

**

Politikacının vaatlerine inanırsan

Cennette yaşayacağını sanırsın

Ama yanılıp da iktidara taşırsan

Cehennem nasılmış anlarsın!

**

Cehennem güzelle benim cennetimdir.

Muhammet El Halidi

Güzelsiz cennet ise cinnetimdir. (Erhan Tığlı)

**

Dayak cennetten çıkmaymış

İyi bir şey olsaydı oradan çıkar mıydı?

**

Varsa paran pulun; cennete uzanır kolun

Yoksa para pulun; cehenneme kadar yolun!

**

Aşk, cennetin dilinden bize kalan tek anıdır.

Bulon

**

Her sevdiğimiz şey cennetten bir parçadır.

Novalis

**

Cehennemde kral olmak, cennette uşaklık etmekten iyidir.

  1. Milton

**

Bırakın gökteki cenneti; çevremizdeki şiir ve sevgi cennetine bakın.

Longfellow

**

Ey diken arayan kime, cennete girsen bile, orada senden başka diken bulunmaz.

Mevlana

***

Aşk cennetindir; kin ve nefret ise cehennemin…

***

Mutluluk; cennete doğru doludizgin bir yolculuk…

***

Kötülerin cenneti iyilerin cehennemidir…

***

Ağlaya ağlaya cennete gideceğine güle güle cehenneme git!

***

Cesaret cennete, korku cehenneme götürür.

***

Cennetin nasıl bir yer olduğunu merak ediyorsanız Türkiye’ye gelin.

Gelin de cenneti nasıl cehenneme çevirdiğimizi görün!

PUT TAŞIYAN EŞEK

PUT TAŞIYAN EŞEK

La Fontaine, “Put Taşıyan Eşek” başlıklı fablinde bakın ne demiş:

“Put yüklü bir eşek

İnsanlar geçince önünden, eğilerek,

‘Bana bayılıyorlar’ demiş.

Tütsüleri, duaları hep kendine sanmış,

Dosta düşmana çalım satmış.

Şöyle demişler ona: Eşek hazretleri,

Kafandan sil bu aptalca düşünceleri.

Sana değil bu saygılı davranışlar.

Taşıdığın putun önünde eğiliyor insanlar!

Bilgisiz bir mevki sahibinin de

Kendisine değil giysisine selam verilir.”

Bu dizeler, okurken aklıma din tüccarı politikacılar geliyor nedense…

Tevfik Fikret, “İnsanoğlu putunu kendi yapar, kendi tapar” demişti. Kişileri putlaştıranları ve onlara puta tapar gibi tapanları da unutmayalım haa!