YOLDAKİ TAŞ

YOLDAKİ TAŞ…

 

Kral güzel bir yol yaptırmış, tam ortasına da kocaman bir taş koydurmuştu. Gelip geçenler taşın etrafında dolaşarak yollarına devam ediyorlar, bu duruma hiç ses çıkarmıyorlardı…

Günlerden bir gün, bir sanatçının yolu oraya düştü. Taşın bu yola yakışmadığını, yolculara zorluk çıkardığını düşünerek taşı binbir güçlükle kenara çekti.  Gidiyorken taşın bulunduğu eski yerde bir kese altın ve bir not gözüne çarptı. Notta şunlar yazılıydı:

“Taşı kaldırıp insanların buradan rahat geçmelerini sağlayan kişi, bu altınlar senindir.”

İşte sanatçılar, şair ve yazarlar buradan da anlaşılacağı gibi, kendilerini değil, toplumu düşünürler; güzelliklerin önündeki engelleri kaldırarak bizi mutlu etmek için çalışırlar.

ERHAN TIĞLI1bf22d282a91b79e43706b128374faaf

Advertisements

Artık hissedemediğim özlemlerim…

(Onurunkalemi)

Kremalı bisküvinin kokusu…

Dondurmanın içimi eriten enfes tadı…

Cengiz Kurtoğlu dinlemek için çıldırışlarım..

Polifonik melodi düşkünlüğüm..

Galatasaray sevdası…

Sarellenin kapağını açınca, yüzümü sarmalayan istemsiz gülücük…

Seçim sonuçlarını tv karşısında beklemek…

Saat 8’de uyanmak…

İnatla akşam ezanından sonra eve gitmek..

Sırf okula gitmemek adına, kar yağmasını beklemek…

Okul kıyafetlerimi alacağımız mağazadaki yoğun naftalin kokusu…

Alınan ilk bisikletimde hissettiğim coşku…

Ödevlerimi Cuma akşamı yaptıktan sonra ki rahatlık…

Cuma öğlen sonrası okul bahcesinde okuduğumuz İstiklal marşı…

Sahura “anne” sesiyle uyanmak…

Arkanda sıradağ gibi duran bir “babanın” olduğunu bilmek…

Kardeşlerinden hiç ayrılmayacagını düşünmek..

Bir daha yaşanmayacak olan nice anlam ve mutluluklar….

Çabucak geçen yıllardan arda kalan hatıralar…

Hepsi ayrı ayrı sızlatsada burnumu, tüm yaşanmışlıklarıma ve tüm özlemlerime selam ederim…

Esen kalın…

View original post

DOST ÖĞÜDÜ

DOST ÖĞÜDÜ

Düşünün ki önünüzde bir dolap var. Bu dolapta 4 bölüm var. Her bölümde kutular. Bu kutuların içinde sevginiz ve nefretiniz var.

En üst bölümdeki kutularda ‘en çok sevdiklerinizi’ saklıyorsunuz.

İkinci bölümde ‘Seviyorum ama fazla da güvenmiyorum’ dediklerinizi.

Üçüncü bölümde ‘herkes gibi biri benim için dediklerinizi.

En altta da ‘nefret ediyorum veya kesinlikle güvenmiyorum’ diye adlandırdıklarınız…

Asıl sorgu şimdi başlıyor. Siz hiç en üst bölüm’e koyduğunuz birisini, bir tek söz yüzünden, en alt bölümdeki kutulara kattınız mı?

Değerinden fazla değer verdiniz mi birine? Ya nefret ediyorum dediğiniz birini zaman ile sevdiniz mi? Siz hiç yanıldınız mı? Utandınız mı o bir zamanlar arkasından attığınız kişinin şuanda en yakın dostunuz olduğu için? Hiç itiraf ettiniz mi ‘seni hiç sevmezdim’ diye? 

Ya da hiç kızdınız mı ‘ne de çok güvenirdim sana’ diye.
İnsan hiç ‘bir söz’ ile en sevdiğini en nefret ettiği kişilerin arasına katabilirimi? Doğru mu? Bir zamanlar göklere çıkarttığınızı yerin dibine atmak olur mu? Yakışır mı size? Oysaki bir zamanlar aranızdan su sızmazdı. Yeri gelir ekmeği bile paylaşırdınız, kaldı ki düşünceleriniz, duygularınız. Bu kadar çok şeyi paylaştığın birini tanımazlıktan gelebilir misin?
Sizlere bir tavsiye…
Hiç bir zaman ilk gördüğünüz birini ‘sevmedim’ diyerek, dolabınızdaki en alt bölümdeki kutulara atmayın. Zaman tanıyın,sabredin… Gerekirse kutulara kaldırmayın, dolabın önünde bekletin. Zamanı geldiğinde o kişi zaten dolabında bir bölümü kendi seçecektir. Aynı şekilde, ilk gördüğünüz birine ‘sanki 10 yıldır tanıyorum’ diyerek, en üst bölüm’e kaldırıp, yere göğe sığdırmayın. Arkadaşlık, dostluk ve en önemlisi sevgi zaman ister. Senin haberin olmadan o dolabında kendine yer bulacaktır. Yeter ki siz sabredin ve dolabınızı geniş tutun…
Dolabınızın en üst bölümündeki kutuları ASLA atmayın. Değerli bir hazine gibi saklayın. En alt kattakileri de her hafta çöp’e boşaltın. Göreceksiniz, gün gelecek dolabınız sadece ‘SEVDİKLERİNİZ’ ile dolacaktır. İşte o zaman gerçek mutluluğu bulacaksınızdır.
Bu dolap herkeste vardır.
O sizin sevginizi barındırdığınız KALBİNİZDİR.

15eed99a6b96fcbd2a9abe20b8e4edcf

GECE BULUT Olmuştu…

GECE BULUT OLMUŞTU
Gece bulut olmuştu
Bulut özlemlerle tıka basa doymuştu
Çöp bidonlarında yoksulun biri
Tokluğunu arıyordu
Bir türlü bulamıyordu
Kimselere soramıyordu
Gelip geçenler ya dilsizdi ya da yabancıydı dilleri kimlikleri 
Adam gönlündeki kadehe yalnızlığını, kimsesizliğini
Çaresizliğini koyuyor koyuyor koyuyordu
Kadeh bir türlü dolmuyordu
O,içkiyi değil, kadeh onu içiyordu
İçindeki gök ekini biçiyordu
Ha yağdı ha yağacak kar yüklü bir garip
Kaldırım taşlarını sayıyordu
Gözlerinden sevda akıyordu
Ama çamurlara bulanıyordu
Aşkla, özlemle dolup taşıyor
Karanlık kör kuyulara düşüyordu
Karlar bir türlü erimiyor
Dağlar geçit vermiyordu
Kanında damarlarında yaşattığı ırmak gözlüsü
Karlı dağların ardında çile dolduruyordu
Her rastladığına ateşiniz var mı diyordu
Aslında ateş değildi aradığı
Garipliğini dindirecek bir dost
Derdini silecek bir arkadaş arıyordu
Özlemler buz tutuyor, el ayak kayıyordu
Gurbet hançerini boğazına dayıyor
Kesiyor kesiyor kesiyordu
Bir damla kanı akmıyordu
Gece bulut olmuştu
Başı dönüyordu.
Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com

28ro9ah.gif

BİR ÇİN HİKAYESİ

sohrapkuşu

Uzun yıllar önce Çinde Lili adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlarlar. Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin-kaynana kavgalarından ev, hem onun ve hem de annesi ile karısı arasında kalan eşi için çekilmez hâle gelmiştir. Birşeyler yapmak gerektiğine inanan gelin, doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya gider ve derdini anlatır.

Yaşlı adam ona bitkilerden bir ekstre hazırlar ve bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek, böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kıza kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını, ona en güzel yemekleri yapmasını da söyler.

Sevinçle eve dönen gelin bunları aynen uygular. Her gün kaynanasına en güzel yemekleri yapar. Ona çok iyi davranarak tabağına azar azar zehiri damlatır. Bir süre sonra kayınvalidesi de, çok değişir ve ona kendi kızı gibi davranmaya başlar. Evde artık…

View original post 72 more words

DELİ FIKRALARI

KİM AKILLI KİM DELİ?!

 

Akıl hastanesinde delinin biri yüksekçe bir yere çıkmış, nutuk atıyor, karşıda duran başka bir deli de bıyık altından gülüyor ve nutuk atan deliye dudak bükerek bakıyordu.

Merakla yanına yaklaştım bizimkinin:

“Şu nutuk atan deli kim, niye böyle bağırıp çağırıyor?” diye sordum.

“Kendini peygamber sanıyor zavallı!” dedi.

Aklının derecesini ölçmek için:

“Belki de peygamberdir, olamaz mı yani?” dedim.

“Olamaz tabii dedi.

“Deli değil, akıllı galiba” diye düşünerek sordum:

“Niye olamaz?”

“Çünkü, diye yüzüme baktı, başını salladı ve şöyle dedi:

“Ben öyle peygamber göndermedim!”

********

YOLUNU NASIL BULUYORMUŞ…

Akıl hastanesinde bir doktoru ziyaret edecektim. Bana odasını gösterdiler. Koridorda bir sopaya at gibi binen birine rastladım. Beni durdu, kimi aradığımı sordu. Söyledim. Doktorun bulunduğu yeri işaret etti. Tam gidecektim ki beni eliyle engelledi, sopayı gösterdi:

“Oraya öyle gidilmez. Bin şu arabaya!” diye bağırdı.

“Çattık belaya!” diye mırıldanarak korkuyla arabasına(!) bindim. Acayip sesler çıkararak beni doktorun odasının bulunduğu yere kadar götürdü, arabadan inmemi söyledi. Dediğini yaptım. Tam kapıyı çalmak üzereydim ki kolumdan tuttu:

“Bedava mı sandın? Ver bakayım elli lira araba parası” diye konuştu.

Başıma bir iş gelmesin diye istediği parayı verdim. İçeri girince doktora:

“Doktor bey, burası ne biçim hastane? Tehlikeli deliler koridorda cirit atıyorlar” diye dert yandım.

Doktor şaşırdı, yanıldığımı söyledi, bu kanıya nereden vardığımı sordu. Başıma gelenleri anlattım. Doktor gülmeye başladı, kızdım:

“Ben ecel terleri döktüm, siz gülüyorsunuz” dedim.

“O kişi deli değil ki” diye yüzüme baktı.

“Kim öyleyse, orada ne işi var?”

“Bizim asistan o. Aldığı maaş yetmiyor da böyle muziplikler yaparak yolunu buluyor.”

******

Bu fıkralardaki kişilerin politikacılarla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur ama siz isterseniz “En büyük benim, başka büyük yok! Her şeyin en iyisini, en doğrusunu ben bilir, ben söylerim” diyenlerle insanları aldatıp kandırarak yolunu bulan kişilere yakıştırabilirsiniz.

*******4fa02fc67b1add924c64d3b0b6ccc8c7

5 ÖNEMLİ DERS

sohrapkuşu

>Birinci ve de en önemli ders;

Okuldaki ikinci ayimda, hocamiz test sorularini dagitti. Ben okulun en iyi ogrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada cakildim kaldim. Son soru soyleydi: “Hergun okulu temizleyen hademe kadinin ilk adi nedir?..” Bu herhalde bir cesit saka olmaliydi. Kadini yerleri silerken hemen hergun goruyordum. Uzun boylu, siyah sacli bir kadindi. 50’lerinde falan olmaliydi. Ama adini nerden bilecektim ki!.. Son soruyu yanitsiz birakip kagidi teslim ettim. Sure biterken bir ogrenci, son sorunun test sonuclarina dahil olup olmadigini sordu. “Tabii dahil” dedi, hocamiz..

“Is yasaminiz boyunca insanlarla karsilacaksiniz. Hepsi birbirinden farkli insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar. Onlara sadece gulumsemeniz ve`Merhaba’ demeniz gerekse bile..”

Bu dersi hayatim boyunca unutmadim. O hademenin adini da.. Dorothy idi.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *…

View original post 636 more words